Çarşamba, Ağustos 29, 2007

Kötülük yapmadan para kazanmak

Firmalar neden kötülük yapmadan para kazanmanın mümkün olduğunun farkında değilmiş gibi davranıyorlar? Firma yöneticilerinin süreçleri tasarlarken iyi kalpli olmalarının çok önemli bir gereklilik olduğunu düşünüyorum. Bu iyi kalplilik, çok basit ve çocukça bir tabir gibi görünebilir, belki ama pek çok sorun bu basit görünen kavramla ilgili.

Şu sıra Superonline firmasıyla çok sorun yaşıyorum. Firma hakkı olmadığı apaçık bir ücreti benden talep ediyor. Kendilerine defalarca mail attım, 4077 nolu Tüketiciyi Koruma Kanunun 4, 6 ve 9. maddelerine dayanarak açıklama yaptım, sonunda noterden ihtarname gönderdim. Ama firma hala, duyarsız... Çok garip!Ne bir yanıt dönüyor, ne de işlem yapıyor. Böyle olunca da ben kendimi mecburen firmanın istediği ücreti ödemeye zorunlu hissediyorum. Çünkü firma işlem yapmazsa, ki kanuni olarak yaklaşık 20 güne kadar bir süre beni bekletebilir, benim 20 gün boyunca internete erişimimdeki sorunlar devam edecek. Firmanın hakkını yemek istemem. Belki, onların da bir bildiği var, belki aşırı miktarda iş yükünden dolayı bu sorunla ilgilenemiyorlar, ama firmanın bu konumda daha iyi bir şekilde davranması gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta kim haklıysa, onun dediği olsun. Kanun bana bir hak vermiş, nasıl olur da firma bu hakkı ciddiye almaz.

Düşünüyorum da bu sorun pek çok firmanın sürdüregeldiği bir sorun. Pek çok firma, gerek yabancı gerek yerli, müşterilerinin temel haklarını yok sayıyor ve haksızlık yapıyor. Bu şekilde davranmakla, bir miktar kendi çıkarlarını koruyor. Kabul, fakat kendi uzun vadeli çıkarlarını zedeliyorlar. Kısa vadeli karların cazibesi demek bu firmalarda daha önemli görünüyor.

Gerçi, giderek firmalarda daha bir müşteri dostu hale gelme eğilimi olduğu düşüncesindeyim, ama yine de Superonline ile bu yaşadığım sorunlar beni hayalkırıklığına uğrattı. Benzer sorunları, bir arkadaşım aynı gruba bağlı Yapı Kredi ile yaşamıştı. Arkadaşım Yapı Kredinin bir çalışanıydı ve kredi kartı vardı. Firmadan ayrıldı. Tamam ne güzel, fakat kredi kartı sonuçta bankanın müşterisi olduğu için çalışmaya devam ediyordu. Birkaç gün sonra, hiç haber verilmeksizin, kredi kartının iptal edildiğini kötü bir ortamda tecrübe etti. Neden? Firma çalışanlarının işten ayrılmasıyla, kredi kartlarının iptal edilmesi arasında nasıl bir ilişki olabilir?

Başka bir firma -Ülker'in yeni bir girişimi olan Avrupa Yazılım- ile bir gün iş görüşmesine gitmiştim. İş görüşmesi iyi geçmişti. Fakat insan kaynaklarından görüştüğüm kişinin tavırlarını, çok kaba bulmuştum. Bana bir insan olarak bakmak yerine, firmanın çarkları içinde bir dişli gibi bakıyordu. Sözleri kibirliydi. Sonra beni bir gün çağırdı. Bana bir iş sözleşmesi verdi. İşe kabul edildiğimi ve işle ilgili şartları anlattı. Yaklaşık 15 dakika şirketin kurallarından bahsetti. Sonra ayrıldı. Bu 15 dakika boyunca, bana bir kez olsun sormadı ki, ne düşünüyorsun, kabul ediyor musun. Sanki ben firmayla iş görüşmesi yapmış olduğumdan, firmanın sunduğu tüm şartları kabul etmişim gibi, benim fikrimi sormaya gerek görmedi ve ayrıldı. Ben de alındım bu tavra ve bir şey demeden çıktım. Bir iki ay sonra, yeni kurulan firmanın müdürü beni aradı ve bana bayağı bir kızdı. Söz verdiğim halde gelmediğim için. Aslında ben söz vermemiştim, ama firmanın müdürünün olanlardan haberi olmadığından, benim sözleşmeyi kabul ettiğimi zannetmiş olmalı. Neyse, kızmaya hakkı var diye düşünerek alttan aldım, özür diledim, fakat müdür çok kızgın bir şekilde beni ayıpladı. Daha sonra öğrendim ki, Ülker benim gibi yapanları bir kara listeye alıyormuş ve bir daha hiçbir zaman işe almıyormuş. Öyle duydum, belki doğrudur belki yanlıştır...

Bunlar gibi daha çok örnekler var, firmaların çalışanlarına ve müşterilerine karşı kötü davrandığına örnek olarak. Burada Çukurova Grubu ve Ülker'e ait örnekler verdim fakat hemen hemen piyasadaki çoğu firmada bunlara benzer tavırlar, çok daha kötüleri yaşanıyor. Bu benim örnek verdiğim firmalar, çoğu firmadan daha da iyidirler. Maksadım onları kötülemek değil. Her ne kadar böyle kusurları da olsa, Türkiye'ye çok katkı yapan firmalar bunlar.

Fakat isterim ki, firmalar ister çalışan olsun, ister müşteri olsun, her bir insana gerçekten değer versinler. Kendi haklarını nasıl savunuyorlarsa, muhataplarının da haklarını öyle savunsunlar. Kendilerini ne kadar değerli ve saygın görüyorlarsa, muhataplarını da öyle değerli ve saygın görsünler. Bundan kimsenin bir kaybı olmaz. Hem firmalar kazançlı çıkar, hem de müşteriler ve çalışanlar.

Gerçi firmalara gitseniz, hepsi zaten bu değerleri kabul ederler. Misyonları, vizyonları, politikaları hep bu fikirlerle doludur. Fakat uygulamadaki politikalarında, bu fikirlerin gerektirdiği işlemlerde eksikler olduğu sürece, o yazıların bir anlamı yok. Örnek vereyim: Superonline firmasının müşteri temsilcisiyle konuşuyorum. Ona derdimi anlattım. "4077 nolu kanunun 4, 6 ve 9. maddeleri ihlal ediliyor, yaptığımız sözleşmenin benden hiçbir şey talep edilmeksizin iptal edilmesi gerekiyor", dedim. Müşteri temsilcisi, "kendisinin bu konuda yetkili olmadığını" söyledi. "Tamam", dedim, "beni yetkili birine bağlar mısınız". "Maalesef", dedi, "böyle bir prosedürümüz bulunmuyor". "Peki, yetkili birinin telefonunu verir misiniz?". "Maalesef, beyefendi, bunu yapamam." Sonra ben ısrar ettim, fakat müşteri temsilcisi aynı şeyi tekrarladı ve sonunda meseleyi görüşemeden telefonu kapatmak zorunda kaldım.

Şimdi olayı inceleyelim. Müşteri ve firma arasında bir anlaşmazlık var. Müşteri firmayla anlaşmazlığı müzakere etmek istiyor. Firma ise, bu konuyu müzakere etmeye yönelik herhangi bir süreç tasarlamamış. Firmanın temsilcisi -ki ismi müşteri temsilcisi olarak geçiyor :)-, müşteriye yetkisi olmadığından standart kuralları hatırlatıyor. Bu durumda müşteri ne yapmalı?

Burada sorun nerede? Firma, müşteri temsilciliği adı verilen bir süreç tanımlamış, fakat bu süreci yürüten kişilere yetki vermemiş. Müşteri firmayla muhatap oluyor, ama asıl problemi firmayla tartışamıyor. Müşteri, firmanın yapılmasını öngördüğü ve izin verdiği dışında, hiçbir işlem yaptıramıyor.

Bu müşteri dostu bir süreç tasarımı ve yönetimi değildir. Eğer kurumsal bir firmaysanız, bu şekilde bir süreç tasarlarsanız, vizyonunuzda, değerlerinizde ne yazıyor olursa olsun, firmanız müşteriye dost değildir. Süreçler, sadece normal akışa göre değil, beklenmedik koşullara uygun bir şekilde tanımlanmış olmalı. Eğer bu beklenmedik koşulları dikkate almamışsanız, bu firmanıza ait bir yönetim ve organizasyon sorunudur. Dolayısıyla, firmanın sorumluluğunu üstlenip bu konudaki eksikleri gidermesi gerekir.

Benim önerim şu: Firma yöneticileri gerçekten iyi kalpli olsun. Bu sorunların temelinde, firmanın yöneticilerinin süreçleri tasarlarken, yeterince iyi düşünceli olmadıklarının yattığı kanısındayım. Mesela süreç tasarlıyorsunuz, biri diyor ki, "ya peki bu müşterilerin müşteri temsilcileriyle halledemeyeceği bir sorun olduğunda ne yapacağız". Öbür kişi der, "yapacak bir şey yok, temsilciyle halledemiyorsa, kendi bileceği iş, herkes için özel bir işlem yapamayız". Başkası der, "ama müşteri temsilcilerinin yetkisi yok, yetkili biriyle görüşmek isteyebilirler". Cevap gecikmez: "her müşteri çözemediği sorunu bizimle tartışırsa, biz başımızı kaşımaya vakit bulamayız". Toplantıdaki katılımcılar, bu söze hak verir. "Evet, haklı valla. Yapacak bir şey yok..."

İyi kalpli olmak gerekliliği, pek çok profesyonel yönetici için naif bir kavram olarak görünebilir. Ama ben "iyi kalplilik" tabirinin tam yerinde olduğu düşüncesindeyim. Yukarıda kurguladığım sorun, yöneticilerin veya kullanılan yönetim tekniklerinin yetkinliğiyle ilgili bir sorun değil. Bu sorun, tamamen insanın özündeki ahlakla ilgili bir sorun. Kimi önemsiyorsunuz? Kendinizi mi, muhatabınızı mı? Sizin gözünüzde muhatabınız da en az sizin kadar değerli ve saygın mı? Muhatabınıza nasıl davranıyorsunuz? Kendinize davranılmasını istediğiniz gibi mi, yoksa bir an önce kendisinden kurtulunacak bir baş belası gibi mi?

Başka bir yazımda, tüketicilere yardımcı olabilmek için, bu gibi sorunlarda kanuni yollardan hak aramakla ilgili tecrübelerimi yazacağım. 4077 nolu kanun, noterden ihbarname, ilçe hakem heyeti vs. konularına gireceğim. Bu Superonline problemi, çok başımı ağrıttı, bari böyle bir faydası olsun, millete :)

2 yorum:

Cihat Altuntaş dedi ki...

Yazınızın tamamını okumadım fakat yazılım firmasında görüşmeye gittiğiniz kısmında yetkilinin size çarktaki bir dişli gibi davrandığı kısmı okuyunca ben bu filmi bir yerden izlemiştim izlenimi uyandı. Gerçekten neden böyle bilmiyorum ama bu bana genelde türkiyedeki yazılım sektörünün hala profosyonelleşmediğini hatırlatıyor. Belki diğer sektörlerde de bu yaklaşım var ama özellikle yazılım sektöründe bu tarz bir yaklaşımla uzun vadede başarılı bir firma ,başarılı ürünler üretmenin çok zor olduğunu düşünüyorum. Dünyada kullanılan modern yazılım metodolojilerine bakıyorsunuz neredeyse hepsinde asıl önemli faktörün insan olduğu üzerinde bas bas bağırıyorlar.İletişim, takım ruhu, bilgi paylaşımı, çalışanların mutluluğu bunların bir ürünün başarılı olmasında en önemli faktör olduğunu inkar edilemez. Ama ülkemizdeki firmalar malesef bunlardan bi haber. Umarım türkiyede sektörün başarısı çalışanların mutluluğu açısından firmalar yaklaşımlardan kaçınır.

Mert Nuhoglu dedi ki...

Evet, yazılım sektörü özellikle insanların kişisel üretkenliğine bağlı bir sektör olduğundan, insanların mutluluğu, rahat ve paylaşıma açık bir ortam bulunması gibi faktörler, firma başarısı için çok öncelikli. Çevik (agile) yöntemlerden bahsediyorsunuz herhalde, modern yazılım metodolojileri derken. Dediklerinize katılıyorum, bunların temelinde insani değerlere yapılan vurgu çok kuvvetli bir şekilde hissediliyor. Türkiye'de bence önemli bir sorun da "kurumsallaşma" eğiliminde yatıyor. Firmalar küçük olsun büyük olsun kurumsallaşmayı çok ciddiye alıyorlar ve bu arada yönetimin insani yönünü kısmen ihmal ediyorlar. Pek çok firma kurumsallık gerekçesiyle, kişilerin özel durumlarına yönelik istisna yapamam diyor. Sonra aynı firmalar, kendi çıkarlarına yarayan bir durum söz konusu olduğunda, keyfi bir şekilde kanunları, kuralları ihlal edebiliyor.