psikolojik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikolojik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Temmuz 10, 2007

Dikkat Dagitmak

Ben de dahil pek çok kişi hep kendi işini kurmanın veya kendi istediği gibi çalışabilmenin hayalini kurar. Aslında çoğumuz öğrenciyken kendi istediğimiz işi yapma şansına sahibiz. Zamanın hemen hemen tamamı istediğimiz konuda çalışmaya müsait.

Ama kendi başına kalmak çok zor. Belki tüm işler için değil, fakat benim durumumda öyle oluyor. Çalışırken bir problemle karşılaşıyorum. Biraz uğraşıyorum. Sonra bir çözüm bulamayınca arkama yaslanıyorum. Biraz gevşiyorum. Bu sırada aklıma biraz kafa dağıtmak geliyor. Biraz gazete okuyayım, yatayım veya internette takılayım diye geçiriyorum içimden. Sonra çok iyi fikir diyorum. Hem biraz kafa dağıtırsam, sonra problemi daha iyi çözebilirim. Safım benim! :)

Bu sözlere kanıp, ki genelde de kanıyorum, kafa dağıtmaya başlarsam, en az yarım saatim gidiyor. Sonra tekrar işe dönmek çok zor oluyor. İşe dönecek olursam biliyorum ki, çözülmemiş bir problemle uğraşacağım. Hiç canım çekmiyor... Böylece zaman aktıkça gidiyor... Bir yanlışlık olup da işe dönebilirsem de bu sefer tekrar konsantre olma sorunu başlıyor. İnsanın dikkati bir dağıldı mı, bir daha kolay kolay toplayamıyor...

Size de oluyor mu, bu durum? Belki şimdi zaten siz de işinizden başınızı kaldırdınız biraz kafa dağıtıyorsunuz. Öyleyse, çok vakit kaybetmeden işinize dönebilmenizi dilerim :)

Yazının Devamı...

Cuma, Temmuz 06, 2007

Gerçekliğe Saygı

Komplo teorilerinden bunaldım. Zengin fakir, eğitimli eğitimsiz her türden insanda ortak bir özellik olarak komplo teorilerine düşkünlük var. Acaba bizi millet yapan en temel ortak özelliklerden biri komplolara olan düşkünlüğümüz mü diye sormaya başlayacağım artık.

Neden insanlar sevmedikleri bir kişiyi hemen siyonizmin ve Amerika'nın uşağı olmakla suçluyor? İnsanlar kitap okuyor, üniversitelerde eğitim alıyor. Onca tarih kitabı okuyor. Görmüyorlar mı ki, Türkiye kuruldu kurulalı, ne zaman eksik oldu bu komplo teorileri? Neden birisiyle ilgili dayanaksız fakat sansasyonel bir iddia ortaya atılınca, insanlar, hemen buna inanıyor?

Varsayalım ki, biri birine iftira attı. Sonra bu iftiraya inanan başka biri bunu bir arkadaşına anlattı. Bu kişi de bunu başka birine anlattı. Şimdi bu iftirayı duyan kişi diyebilir mi ki, bu iddialar gerçek, çünkü en az iki kişiden bunu duydum...

Aslında komplo kelimesinden de çok hoşlanmıyorum. Bence hurafe kelimesi bu yapılanı daha iyi tarif ediyor. Eskiden hurafeler çok yaygındı, şimdi de komplolar. Gariptir ki, hurafelerin de kaynağı hep ya evliyalara ya da peygamber efendimize dayandırılır. Hep boş iddia. Eskiden çok önemsemiyordum, ama artık sürekli insanlardan duydukça artık bunalmaya başladım. Modern, bilgili görünen insanlar sadece cahil insanların inanacağı dayanaksız iddiaları anlatıyorlar. Açıkçası çok sert konuşmak da istemiyorum, çünkü kendi sevdiğim insanların içinde de komplolara inananlar var. Fakat bir yandan da artık yeter diyesim geliyor.

Nedir bu siyonizm ve Amerika mitinin altında yatan? Neden her kötülük siyonizmden geliyor? Öyle büyük bir güç ve akıl vehmediliyor ki, siyonist ve Amerikanın gizli yöneticilerine karşı, bir nevi ilahlaştırılıyorlar. Pek çok zaman bu komplolara inanan veya bazen bunları üreten kişiler, kendilerini vatansever veya dindar insanlar olarak görüyorlar. Ama her kesimde de yaygın bu yeni hurafecilik. Bana pek gelmiyor, ama bir şekilde çevremde çok görüyorum, powerpoint sunumlarıyla insanların birbirlerine gönderdikleri email tabanlı hurafeleri. Bu hurafelerden kastım, sadece 13 kişiye gönderilmesi gereken korku mektupları değil. Tayyip Erdoğan'ı siyonist veya Amerikan uşağı, Coca-Cola'nın içinde böcek özütü bulunduğunu iddia eden veya bunlar gibi sayısız powerpoint sunumlarının geleneksel hurafelerden tek farkı, ele aldıkları konular.

Benim düşünceme göre, hiçbir sağlam delil olmadığı halde, bu tip hurafeleri yaymak, cehaletten kaynaklanır. Bu tavır gerçekliğe karşı bir saygısızlıktır. Belki kimseye doğrudan bir zararı yok, fakat gerçeklik algısı önemli bir şey bence. Sadece korkulara, şüphelere, hayallere dayalı bir dünyada yaşamamalıyız. Gerçeğe saygı duymalıyız ve gerçeklik algısının hiçbir dayanaksız iddiayla bozulmaması için çaba harcamalıyız. Bu hurafelere alet olmamalıyız. Eğer gerçeği korumakta yeterince titiz davranmazsak, bu vehimcilik, şüphecilik hayatımızın daha önemli kısımlarına doğru yayılacaktır diye düşünüyorum. Yarın bir gün bize de yalan iddialarda bulanacaklar ve o zaman belki bunları reddedeceğiz, ama rüzgar eken fırtına biçer.

Yazının Devamı...

Cumartesi, Mayıs 05, 2007

Düşmanlık Vehmi

İnsan başkalarının kendisine düşman olduğu vehmine kapılmaya meyilli bir varlık.

Farklı insanlarda, farklı düşmanlık algıları var. Mesela:

- Bütün Amerika ve İsrail, müslümanların altını oymak için planlar kuruyor.
- Bütün çevre ülkeler, Türkiye'nin altını oymak için uğraşıyor.

- Bütün iş arkadaşlarım, beni küçük düşürmek için uğraşıyor.
- Eşimin bütün ailesi, bana düşman.
- Bütün x grubu (aile, akraba, arkadaş, parti, herhangi bir topluluk olabilir), bana veya bizim gruba (aile, arkadaş topluluğu, ülke, parti, takım ...) düşman.

Bunlar gibi algılamalar anlamsız hatta tamamen boş bir düşmanlık yanılgısından kaynaklanıyor. Acaba sebebi nedir bu algı hatasının? Neden bu kadar yaygın ve sık görünüyor?

Neden insan birilerinin kendisine veya kendini ait hissettiği gruba düşman olduğunu düşünmeye bu kadar açık bir kafa yapısına sahip? Düşmanlık algısı, insanda bir menfaat, zevk veya bağımlılık yapıcı bir his mi oluşturuyor?

Acaba bu düşmanlık algılamasının sebebi, insanın benmerkezci düşüncesi olabilir mi? Kendimizi o kadar önemsiyoruz ki, başkalarının da bizi çok düşündüğünü (iyi veya kötü) zannediyoruz. İyi olanları es geçiyoruz, fakat kötü olanlar tehdit oluşturduğundan korkularımızı tahrik ediyor ve zihinsel dikkatimizin aslan payını alıyor.

İnsanın aslında düşündüğü kadar da önemli olmadığını anlaması için, güzel bir deney biliyorum. Bulunduğunuz şehirden uzun bir süreliğine başka bir şehire taşının. Döndüğünüzde, siz yokken, hayatın hiç sorunsuz aktığını göreceksiniz. Pek çok kişi sizin yokluğunuzu hiç hissetmemiş olacak, hissedenlerse, sizi sevdiklerinden özlem duymuş olacak, yoksa size ihtiyaç duyduklarından bir sıkıntı yaşamayacaklar.

Bu konuyu çok önemsiyorum. Çünkü düşmanlıklar hem toplumsal seviyede hem de daha alt dairelerde, insanların hayatına muazzam seviyede zarar veriyor. Gerçek olmasa bile, platonik düşmanlık seviyesinde bile kalsa, yine de insanların mutluluklarına ve üretkenliklerine engel oluyor.

Yazının Devamı...